5 Eylül 2013 Perşembe

Lens Takanlar Mutlaka Okusun!

Kontakt lensler, gözümüzde görme bozukluklarının düzeltilmesinde, kornea hastalıklarının tedavisinde veya göz renginin değiştirilmesi amacıyla kullanılan bir ürün. Sosyal yaşamda gözlüğün yerini alan kontakt lensi muayene olmadan kullanmak ise beklenmedik kötü sonuçlar doğurabiliyor.
Dr. İrfan Kayurtar, her hastanın kendine özgü özelliklere sahip olduğu gibi her kontakt lensin de farklı özelliklerinin olduğunu belirtiyor, “Göz yapısı ile kontakt lensin yapısı uyumlu olacak. Aksi halde göz yüzeyinde olumsuz değişiklikler olur ki bu da kornea enfeksiyonuna zemin oluşturabilir.  Güzel görünüm, özgüven ve özgürlük sağlayan kontakt lensler, pek çok insan tarafından tercih ediliyor. Rahat kullanım olanağı ve çeşitliliği, kontakt lensin gittikçe daha da popüler olmasını sağlıyor.”
Hijyen Kurallarına UyunKayurtar, popülerliği artan kontakt lensin Türkiye’de kullanıma başlama yaşının ortalama 15-16 olduğunu söylüyor: “Bunda önemli olan lens kullanma kurallarına uyma bilincinin olmasıdır. Kontakt lens kullanımı ile ilgili hijyenik kurallara uyma bilincine ve lensi göze takıp-çıkarma becerisine sahip herkes kontakt lens kullanabilir.” Silikon – hidrojelden mamul kontakt lenslerin yüksek oranda oksijen geçirme özeliğine sahip olduğunu açıklayan Dr. İrfan Kayurtar, “Yeni nesil kontakt lensler diye nitelendirdiğimiz bu kontakt lensler ile uyumak mümkündür fakat her gözün yapısı buna uygun olmayabilir. Enfeksiyon riskini de göz ardı etmemek gerekir”.
Uygun kontakt lens için her hastanın kişisel bilgileri yani hastanın günlük aktivitelerini ve kontakt lens kullanım amacını bilmek gerekiyor. Dr. Kayurtar, hiç muayene olmadan kontakt lens alıp kullanmanın çok sakıncalı olduğunu belirtiyor,  “Her hasta kendine özgü özelliklere sahip olduğu gibi her kontakt lensinde farklı özellikleri mevcuttur. Temel özelliklerden bir tanesi kontakt lensin iç yüzey eğimidir ve o kişinin kornea tabakasının eğimi ile uyumlu olmalıdır. Aksi halde lensin hareketi istenenden az veya fazla olabilir. Eğer az ise sık uygulanmadan dolayı dokunun nefes alamamasına; fazla ise aşırı hareket nedeniyle yüzey dokularında sürtünmeye bağlı zedelenmeye sebep olur ki her ikisi de göz yüzeyinde olumsuz değişikliklere yol açabilir hatta kornea enfeksiyonuna zemin hazırlayabilir.”
  1. Kontakt lens göz arkasına kaçar mı?
    Göz küresi ile gözkapaklarının birleştiği yerde konjonktiva tabakasının oluşturduğu çıkmaz bölge vardır ve kontakt lens gözün önündeki saydam kornea tabakasından en fazla bu alana gider.
  2. Astigmatım varsa ya da göz numaram büyükse yine de kontakt lens kullanabilir miyim?
    Astigmat ihtiva eden yumuşak lenslere torik kontakt lens denir. Bu lenslerle astigmat kusuru giderilebilir. Her göz numarasına uygun kontakt lens mevcuttur.

Dikkat: Uykusuzluk Kilo Yapıyor!

64062_uykusuz_1
Yaz sıcakları günden güne artış gösteriyor. Bu sıcak günlerde en az su içmek kadar kaliteli uyku uyumak da büyük önem taşıyor. İyi bir uykunun başlıca ölçüsünün kişinin sabah dinç uyanması ve kendisini gün içinde zinde hissetmesi olduğunu söyleyen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ferah Ece, “Uyku bozuklukları solunum düzensizliklerine, bu düzensizlikler de kişinin gece boyunca bazen kısmi bazen de tamamen uyanmasına sebep olur.”
“Kalitesiz bir uyku işte verimi düşürür, konsantrasyonu bozar, hatta kilo bile aldırır” diyen Prof. Dr. Ferah Ece, özellikle sıcak havalarda rahat bir uyku geçirmek için alınacak önlemleri anlatıyor.
Önerilere Uyun, Rahat Uyuyun
  • Kilo verin: Kilo verince uyku sırasındaki solunum düzelecek ve uyku daha dinlendirici olacak, gündüz uykululuk hali azalacaktır.
  • Alkol ve uyku ilaçlarından kaçının: Yatmadan en az dört saat önce alkol alımı kesilmelidir. Aşırı alkol solunumu baskılar ve uykuda solunum durmalarının sıklığını ve ağırlığını artırır. Alkol ve uyku ilaçları, kas gevşetici, anksiyete önleyici, ağrı kesici gibi ilaçlar, üst solunum yolu kaslarında gevşemeye yol açıp hava yolu tıkanmasına neden olabilirler.
  • Sigarayı bırakın: Sigaranın neden olduğu tahrişin, horlama ve apne ağırlığını arttırdığı düşünülür. Sigaranın bırakılması uykuda solunumun düzelmesinde çok yardımcıdır.
  •  Sırt üstü yatmayın: Sırt üstü yatma boyun ve boğazdaki yumuşak dokuların arkaya doğru kaymasına ve bunun sonucu olarak hava yolunun daralmasına ya da tam tıkanmasına yol açar. Hastanın sırtına yerleştirilecek yastıkçıklar ya da pijamasının arkasına dikilecek bir cebe yerleştirilen tenis topu hastanın sırt üstü yatmasını engelleyebilir.
  • Hassasiyetiniz yoksa yatak odanızda klima kullanın: Sıcağa hassas kişilerin genel kanının aksine yatak odalarında dikkatli kullanılan klimalar uyku kalitesini artırır ve hastalıklara yol açmaz. Ancak filtrelerin sık temizlenmesi veya değiştirilmesi ve nem oranının çok düşürülmemesine dikkat edilmelidir.
  • Rahat ve ortopedik yastık seçin: Özellikle yaşlılar eklem problemleri olanlar, artrozu bulunanlar kalp ve akciğer hastalığı olanların vücuda destek sağlayan rahat yatak ve yastıklarla yatmaları uyku kalitesini artırır. Kemik, kas ve eklem hastalığı olanların ortopedik yatak ve yastık kullanması gerekir.
  • Çarşaf, nevresim kılıfı ve yastık kılıfınız pamuklu olsun: Hava akımına izin veren bir madde olması sebebiyle pamuklu kumaş önerilir.
  • Yemeğinizi yatmadan en az 3 saat önce yiyin: Midenin boşalmasına izin vermek, yatınca solunumun ve kalp üstünde basınç oluşmasını azaltmak için gereklidir.
  • Akşam yemeklerinde yağlı, kızartmalı ve baharatlı yemeklerden kaçının: Akşam yemeklerinde yenilen yağlı, kızartmalı ve baharatlı yiyeceklerreflüye de yol açabildiklerinden uykuya dalmayı güçleştirip uyku kalitesini bozacaktır.

Bilim Adamlarının Kalple Ilgili Son Keşfi

 
Terleme, yorucu sıcaklarda vücudu serin tutmada yardımcı olan bir yoldur. Ne yazık ki çok terlersek, çok fazla sıvı kaybeder ve susuz kalırız. Bu da kalbimizin hızlı atmasına sebep olur. Hiçbir şey yapmıyor olsak bile, kalbimiz sıcak havada her zaman daha fazla çalışır. Hava sıcaklığı yükseldiğinde, kalbimiz bizi serin tutmak için deri ve kaslara giden kanı pompalar. Bu özellikle kalp hastalığı olan kişilerde kalbe ekstra bir baskı yapar. Eğer kalbiniz yeteri kadar hızlı atmıyorsa, vücudunuz yeteri kadar serinleyemez, bu da güneş çarpması riskini artırabilir. Kalp hastalıklarına karşı alınan bazı ilaçlar vücudun doğal serinleme sistemini engelleyerek, kalbin yeteri kadar hızlı atmamasına veya vücudunuzun susuz kalmasına sebep olur.

Şaşırtıcı bir şey ama vücudumuz sıcaklığını normal tutmak için gerçekten çok çalışır. Bu ne demektir? Hava aşırı sıcak ya da aşırı soğuk olduğunda vücudunuz serin ya da sıcak kalmak için çaba sarf eder.
Doktorunuz aksini söylemediği sürece, en önemli şey susuz kalmamaktır. Kalp yetmezliği olan hastaların vücutları fazla sıvı ile baş edemediği için çok fazla su içmeleri doğru olmayabilir. Sıcak havalarda molalar verin ve gölgede durun. Günün sıcak saatlerinde, saat 12 ile 3 arası dışarıda vakit geçirmekten kaçının. Serin bir yerde bulunun. Eğer evinizde klima yok ise sinema, restoran, alışveriş merkezi gibi serin bir yerlerde zaman geçirin. Egzersize devam edin, sonuçta yaz ayları tabii ki dışarı çıkın ama kalbinizi korumak için akıllı olun ve sıcaktan kendinizi koruyun.
Eğer kalp hastasıysanız, doktorunuz egzersiz miktarınızı, ne zaman ve nasıl egzersiz yapacağınızı bilmelidir. Eğer kalp krizi geçirdiyseniz kardiyak rehabilitasyon dediğimiz egzersizi yapmanız gerekir. Beslenmede bu programın bir parçasıdır. Ama bir aksaklık olması, artık egzersiz yapamayacağınız anlamına gelmez.
Yakın zamanda araştırmacılar ‘irisin’ denilen yeni bir hormonu keşfettiler. Bu hormon egzersiz ile ortaya çıkıyor. Bilim adamları, irisinin normal yağ hücrelerini, arzulanan kalori yakıcı kahverengi yağ dokusuna dönüşmesine yardımcı olduğuna inanıyorlar. Egzersizin yararları hakkında daha fazla bilgi sahibi olursak, günlük hayatımız içinde ne kadar önemli olduğunu anlarız.
Esquire Türkiye Alıntı
www.esquire.com.tr

Saç Jölesinin Bilinmeyen Tehlikesi!

 
Bulantı, kusma, ışığa ve sese aşırı duyarlılık gibi belirtileri olan migren, ne yazık ki tüm dünyada hem kadınlarda hem de erkeklerde çok sık görülüyor. Anneden geçen yatkınlık, cinsiyet, yaşam ve iklim koşulları gibi çok çeşitli faktöre bağlı olarak ortaya çıkan migren, daha çok tek yanlı, zonklayıcı, şiddetli, bulantının sıklıkla eşlik ettiği, ağrı sırasında ışığın, sesin rahatsız ettiği, dört saatten üç güne kadar uzayabilen baş ağrısı atakları ile kendini gösterebiliyor. Ve ilginç bir detay, saç jölesi migreni tetikliyor… 
Ağrının migren atağı sırasında beyin zarında ve beyin zarındaki damarlarda oluşan geçici iltihabi durum olduğunu söyleyen Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Ertaş, bu iltihabi reaksiyonun oluşmasında regl (kadınlarda), rüzgar, klima, açlık, fazla veya az uyku, stres, fiziksel efor, sigara dumanlı ortam ya da fazla ışıklı ortamlar yanı sıra gıdaların da migrenin belirleyicileri olabileceğini belirtiyor ve ekliyor: “Genetik yatkınlıkla birlikte çevresel ve kişisel faktörlerin de çıkışında etkili olduğu migreni tetikleyen gıdaları fark etmek sizi hastalığa karşı koruyabilir.”
Önemli Olan Tetikleyen Gıdayı Bulmak:Migreni tetikleyen gıdaların tespit edilmesinin oldukça güç olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mustafa Ertaş, bunun nedeni şu şekilde açıklıyor: “Tetikleyiciye maruz kalındığı anda baş ağrısı ortaya çıkmıyor, ortaya çıkışına kadar saatler, bazen bir gün geçebiliyor. Bu da tetikleyen gıdayı veya faktörü belirlemeyi güçleştiriyor.” Mustafa Ertaş, migrende gıdalara karşı gelişen IgG antikorlarını kullanarak çapraz karşılaştırmalı, kontrollü, çift kör olarak yaptıkları klinik çalışmayla hastaların 266 gıdaya karşı IgG antikor düzeyleri ölçülebildiğini söylüyor. Çalışmadan yola çıkarak hastanın hassas olduğu gıdaların belirlenebildiğini belirten Ertaş, kişiye özel olarak bu gıdaları içeren (provokasyon diyeti, uyarıcı diyet) veya bunlardan arınmış (eliminasyon diyeti, önleyici diyet) diyet hazırlanabildiğinin de altını çiziyor. Ertaş, yapılan klinik çalışmanın sonucunda da önleyici diyet sırasında atak sıklığı, baş ağrılı gün sayısı, baş ağrısı için kullanılan ilaç sayısı ve ilaç kullanmayı gerektiren baş ağrısı sayısında istatistiksel anlamlı olarak azalma olduğuna dikkat çekiyor. Bu çalışmanın sadece gıdalara karşı oluşan antikorların kişiden kişiye nasıl çeşitlendiğini göstermediğini söyleyen Ertaş, aynı zamanda yalnızca bu antijenlerden arınmış gıdalardan oluşan diyet uygulamanın bile baş ağrılarında ne denli anlamlı bir azalmaya neden olduğunu ortaya koyması açısından oldukça önemli olduğunun altını çiziyor.
• Sabah banyo yapıp sokağa çıkmayın. Gece banyo yapıp saçınızı iyice kurutun. Banyo yapıp dışarı çıkarsanız başınız esintiyi daha çok hissedecektir.
• Rüzgarda durmayın. Başa doğrudan gelen rüzgarı önlemek çok önemli.
• Ev veya araçta klimayı doğrudan yüzünüze üfletmeyin. Çok şiddetli çalıştırmayın.
• Migreninizi lodos tetikliyorsa, o gün dışarı çıkmamaya çalışın. Kapıyı bile açıp o havayı içeri aldığınızda evinizde lodosun etkisini yaşama şansınız var.
• Araba yolculuğunda pencereyi esintiyi hissedeceğiniz şekilde açmayın. Kapalı ortam migren için tetikleyici olabilir. Sigara gibi mesela… Ama yine de arabada içeri hava girsin diye doğrudan yüzünüze esecek şekilde camı açmayın.
• Saç kurutma makinesini ılık ayarda kullanın. Ne çok sıcak ne de çok soğuk olmalı. Vücut ısısına yakın olmalı ve hızlı üflememeli.
• Jöle sürmeyin. Çünkü jöle iletkenliği artırıyor. Aslında anneler çocuklara kızmakta çok haklı. Genç migrenli hastalarla büyük bir sıkıntımız bu.

 Alıntı:
http://erkeksagligi.com/